“Bir çocuk küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imanî alamazsa… peder ve vâlidesine hürmet yerinde onlara bir nevi bela olur. Âhirette de onlara şefaatçi değil, belki davacı olur.” (Emirdağ-1)
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan müessif hadiseler, cemiyetimizin ruhî bir kaleden yoksun kalmasının ağır bedellerini bir kez daha hatırlatmıştır.
Zira ailenin ve toplumun huzurunu bozan, emniyet ve asayişe zarar veren suçlardan insanları menetmek için yalnız hapis korkusu kâfi gelmemektedir.
Zira haricî bir korkuyla her an her ferdin başına bir polis dikmek, hatta her polisin peşine bir polis takmak ise imkânsızdır.
İşte asıl çare; iman canibinden herkesin başına her vakit bir “manevî yasakçı” bırakmaktır. İman, kalpte öyle daimî bir bekçi bırakır ki; fena meyelanlar nefisten çıktıkça “yasaktır” der ve onu daha niyet aşamasında durdurur. İnsan ancak o zaman, polisin olmadığı yerde dahi kendi vicdanının zabıtası olabilir.
Risale-i Nur’da beyan edildiği üzere:
“Bu vatanın ve bu milletin hayat-ı içtimaiyesi bu acib zamanda anarşilikten kurtulmak için beş esas lâzım ve zarurîdir:
Hürmet,
merhamet,
haramdan çekinmek,
emniyet,
serseriliği bırakıp itaat etmektir.” (Şualar)
Geleceğimizi emanet ettiğimiz yavrularımızı ve muallimlerimizi koruyacak olan güç; bu beş esası ruhlara nakşeden iman-ı tahkikî terbiyesidir.
Kalbinde manevî bir yasakçısı olan her fert, emniyetin ve asayişin manevî bir muhafızıdır.
Bu eğitimden mahrum kalan bir nesil ise ebeveynine hürmet etmek yerine bir nevi bela; cemiyete ise birer anarşi unsuru olur.
Vefat eden kıymetli öğretmen ve yavrularımıza Allah’tan rahmet; kederli ailelerine ve milletimize sabr-ı cemil niyaz ediyoruz.

